Hükümet büyük ikilem yaşıyor: Dolara müdahale etmeli mi etmemeli mi?

Dolar kuru hükümeti zora soktu: dolara müdahale rezervleri tehlikeye soruyor. Müdahale edilmese dış borç ve kur korumalı hesapların yükümlülüğü artıyor...

Yüksek cari açık ve yüksek enflasyona rağmen düşük faiz politikasında ısrar eden hükümet, dövizde çıkmaza girdi. Kurlar sabit tutulmaya çalışılırsa rezervlerde, tutulmazsa kamu bütçesinde sorun büyüyecek.

Hükümet, döviz yükselişine doğrudan müdahale etse elindeki sınırlı rezerv eriyecek ve yeni bir "128 milyar dolar kaybı" yaşanacak...

Yükselen dolar kuruna müdahale edilmese daha büyük bir tehlike var: Tarihin en büyür dış borcu ve kur korumalı hesapların yükümlülüğü artacak. 

Doların yükselmeye başlamasıyla uzmanlar rezerv ve bütçe tarafındaki risklere işaret ediyor.

ekonomist Emrah Lafçı, hükümetin içine düştüğü çıkmazı “Doları tutsan Merkez Bankası rezervlerini harcamak zorundasın. Tutmasan kur korumalı mevduat için Hazine'den ödeme yapman gerekiyor” sözleriyle anlattı.

REZERVLERDE KAYIP HIZLANDI
Nitekim, TCMB son 4 ayda döviz kurlarında istikrarı sağlamak için yaklaşık 30 milyar dolarlık örtülü rezerv satışına imza attı.

Yüksek cari açık, yüksek enflasyon ve düşük faiz ortamında döviz kurlarının istikrarlı seyretmesi için daha fazla rezerv harcanması gerekiyor ancak TCMB Analitik Bilanço verileri, bankanın swap ve Hazine döviz mevduatı hariç net döviz pozisyonunun 10 Mayıs itibarıyla yaklaşık -60,8 milyar dolarla Aralık 2021'de görülen rekor düşük seviyelere yakın olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla, döviz kurlarını tutmak için kullanabilecek rezerv miktarı giderek azalıyor.

KUR ARTARSA KKM MALİYETİ ARTIYOR
Rezerv satışları azaltılıp ya da durdurulup kur artışına izin verilse, bu durumda kur korumalı mevduatın (KKM) kamuya maliyeti artıyor.

Nitekim, 29 Nisan itibarıyla 810 milyar TL'ye ulaşan KKM'nin kamuya maliyetinin, dolar/TL'nin 16 TL'ye yükselmesi durumda 100 milyar TL'ye* kadar ulaşabileceği hesaplanıyor.


Hazine ve Maliye Bakanlığı'na bağlı Muhasebat Genel Müdürlüğü'nün açıkladığı merkezi yönetim bütçesi gider tablolarına göre, mart ayında ‘Mevduat ve Katılma Hesaplarının Kur Artışlarına Karşı Korunmasına İlişkin Giderler' kapsamında 11,7 milyar TL ödeme yapılmıştı.

KKM için kur farkı ödemelerine 23 Mart'ta başlandığı hesaba katılırsa, 11,7 milyar TL sadece bir haftalık ödeme olarak kayıtlara geçmişti.

Kur artışıyla birlikte KKM'nin kamuya maliyeti de katlanıyor.

Dövizin yükselmesi kur korumalı ödemeleri artırıyor
Karşı karşıya kalınan bütçe ve rezerv çıkmazını “Kırk katır mı kırk satır mı” sözleriyle anlatan Lafçı, mevcut durumun tek sorumlusunun Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati olmadığını, Erdoğan'ın politikalarının sonuçlarının yaşandığını vurguladı.

Mevcut durumdan bir çıkış stratejinin olmadığını belirten Lafçı, “KKM'den çıkılsa dövize talep olacak. KKM'de olanların hepsi aynı vadede değil, ilk çıkanlar dövize yönelse, kalanlara ödenecek kur farkı çok daha fazla olacak” dedi.
Ülke yönetmenin risk yönetmek olduğuna işaret eden Lafçı, Ukrayna'daki savaş, enerji fiyatları artışı, Fed'in faiz artışları ve dolar endeksindeki artışlarla birlikte risklerin realize olduğunu belirtti ve “Bunlar iyi günlerimiz” uyarısında bulundu.

GEÇİCİ İSTİKRAR SON BULUYOR
ABD olmak üzere gelişmiş ülke merkez bankaları enflasyonu frenlemek üzere parasal sıkılaşma adımları atmaya başlarken, yüksek cari açık ve yüksek enflasyona rağmen ultra gevşek para politikası uygulamaya devam eden hükümet riskleri giderek büyüttü.

Yüzde 14'lük TCMB politika faizine karşılık yüzde 70'e ulaşan resmi tüketici enflasyonu, hızlı kredi büyümesi ve hızla artan cari açık, döviz kurları üzerindeki baskıyı da artırdı.

Nitekim, Türkiye'nin risk primi (CDS), 700 puanı aşarak 2008'deki küresel ekonomik kriz dönemi sonrasının zirvesine yaklaştı.(SÖZÇÜ